Derkenar (102)Akropolis’i arkasına alarak Batı Medeniyeti’ne öze dönüş çağrısı yapan “ev zencisi” Marco Rubio, Avro-Amerikan hattına sadakatini kimi zaman zımnen kimi zamansa alenen izhar ve beyan eden Batıdışı uluslara (mealen) “parya olmaya razıysanız gelin” dedi… Bu davete koşarak icabet edenler arasında kendisini İslam’a nispet edenlerin olması iç acıtıcı ama gerçek… Antik Yunan’dan Roma’ya, Hıristiyan Avrupa’dan Atlantik ötesine uzanan vaazında Rubio, çok aşina olduğumuz “beyaz adamın üstünlüğü” klişesini tekrar etti… Aydınlanma projesi esinli burjuva-protestan medeniyetinin (civilisation) insanlık ailesi için ifade ettiği anlama dair sükseli cümleler kurdu… Safları sıklaştırma çağrısı yaptı… “Öc alma“ arzusuyla yanıp tutuşan halkların öfkesinden endişeli olduğu ise erbab-ı tefekküre zahirdi… Bu ev zencisi yaklaşık bir yıl evvel Avrupa elitlerine “kolonyalizmin faziletleri”ni anlatmıştı… Sömürgecilik olmadan mensubu olduğu medeniyetin hayatta kal/a/mayacağının farkındaydı çünkü… Derkenar (100)İsmet Özel, İstiklal Marşı Derneği’nin internet sitesinde 23 eylül 2026 tarihinde yayınlanan yazısında, Çinlilerin at çalana hırsız, ülkeyi çalana ise hükümdar dediklerini rivayet ediyor… Anlıyoruz ki çalınan şey ne kadar büyükse “hegemonya” da o ölçüde büyüyor… Spartalılar nezdinde ise “yakalanmamak koşuluyla çalmak” övgüyü hak eden bir fiilmiş… “Çaldı ama yakalanmadı” sözü, ilgili şahsın ne kadar becerikli olduğuna işaret edermiş. Mer’iyetteki kanunlar “nitelikli dolandırıcılık” diye bir suçtan bahsediyor. Esasında oksimoron bir ifade… Nitelik ile dolandırıcılık nasıl yan yana ge(tiri)lebilir? Neden ge(tiri)lmesin? Kaliteyi itibarsızlaştırmak isteyenlerin erk sahibi olduğu ülke/ler/de bu ve benzeri suç adlarına tesadüf edilebilir. Fahişeye “seks işçisi” demek gibi… İş ve fuhuş yan yana geldiğinde fahişelik maişet için katlanılan zahmet olur. Bu durumda diğer iş kollarının sahip olduğu haklardan istifade etmesi zarureti doğar. Derkenar (98)İbn-i Haldun yine haklı çıkacak gibi görünüyor… Coğrafyanın zorluğuna alışkın ve dayanıklı, nefsinin arzularına ket vura/bile/n, “asabiyesi” güçlü toplumlar/kavimler böyle olmayanlara karşı her zaman muzafferdir… Asabiyeyi de ikiye ayırır büyük filozof. Kan bağına dayalı “nesep asabiyesi” ve itikat/inanç/ideoloji/mefkure birlikteliğine yaslanan “sebep asabiyesi”… Her ikisi de ayakta tutar muhatabını. Ama tercihe şayan olan sebep asabiyesidir. Çünkü temeddün ve umran onun eseridir… Diğeri bölgesel/yerel/taşralı kalmaya mahkumdur… Muhtemeldir ki İbn-i Haldun, Batı Roma’yı barbarların yıktığından haberdardı… Mağripli olması münasebetiyle İber Yarımadası’ndaki Müslüman devletçiklerin başına gelenlerden de… Ahir zaman peygamberinin(s.a.v) hayatını ve sonrasını da iyi biliyordu. Pers/Sasani saraylarına korku salan İslam ordusunun “sebep asabiyesi” ni iyi tahlil etmişti… Abbasi halifesinin narin bedeninin Bağdat sokaklarında Moğol atlarının ayakları altında nasıl çiğnendiğine dair tevatüre aşinaydı… Bu mübarek (!) halifeler rahat etsin diye Basra’daki toprak ağalarının emri altında köpek gibi çalıştırılan zencilerin isyanına da… Bu tarihi arka plan yaptırmıştı ona bu meşhur çözümlemeyi… Derkenar (96)Yaklaşık iki asırdır Ortodoks Doğu Hıristiyanlığı ile Katolik-Protestan Batı Hıristiyanlığı arasındaki teolojik/teopolitik gerilimden ve bu gerilimin siyasi-iktisadi-askeri çıktılarından istifade etmeye dayalı Türkiye dış politikası, kuzeydeki Rusya-Ukrayna savaşında tarafını netleştirmiş görünüyor. NATO Ankara zirvesi bu netliğin Dünya kamuoyuna beyan edilmesi bakımından önemliydi. Bu nedenle olsa gerek Karadenizde Ukrayna tarafından vurulan gemilerimiz ve ölen denizcilerimiz haber değeri bile taşımıyor. I.Cihan Harbi’nde Almanlarla yan yana olmanın bedelini ağır ödemişti Osmanlı… Cumhuriyet buradan gereken dersi çıkarmış, II.Cihan Harbi’nde ,Turancıların ısrarına rağmen, Almanlardan uzak durmuştu. 21.yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız bir vasatta (III. Cihan harbine adım adım yaklaşırken) Batı Bloku’ndan yana tercihte bulunmanın neye malolacağını görmek için Hürmüz’de madara olan “beyaz adama” bakmak kafi… Ama yöneticilerimiz farklı düşünüyor belli ki…Zelensky Hakan Fidan’a boşuna madalya takmıyor… |
Derkenar (101)Hakikati incittiler… Yasayı/nomosu/şeriatı ihlal ettiler… Halkın rızkını çaldılar… Yoksulun yarı ekmeğine göz diktiler… Sabilerin sırtına devasa borç/lar yüklediler… Alın terinin izzetini itibarsızlaştırıp dalkavukluğu ve yalakalığı özendirdiler… Zer-zor-tezvir (altın-tahakküm-yalan) ile saltanat kurdular… Ehliyet ve liyakat yerine kör sadakati seçtiler… Eleştiriden korktular… Fikir çilesi çekenleri tahkir ve tezyif edip, hamasetin ve popülizmin büyüsüne kapılanları yücelttiler… Sahteyi gerçek gibi pazarladılar… Hırsızlıkları-arsızlıkları-yolsuzlukları fark edilmesin diye trol ve aparatçik orduları istihdam ettiler… Bal arılarına dünyayı zindan ederken eşek arılarını el üstünde tuttular… Dilleri Allah derken kalplerinde şeytan raks ediyordu… Halka tevekkül ve sabır tavsiye ederken israfı kurumsallaştırdılar… Nebi Muhammed (s.a.v)’in putlardan arındırdığı Kabe’yi “güç ve gösteriş putu”yla ziyaret ettiler… Namus-u ekberi gücendirdiler… Derkenar (99)Rivayet odur ki Batı Roma’yı barbar akınları tarih sahnesinden silmiş. Barbar, pagan Antik Yunan kültürünün Grekçe/Yunanca konuş(a)mayanlara verdiği isim… “Bır bır eden” , ne dediği anlaşılmayan… Grekçe bilmek Yunan’ın gözünde saygınlık (hatta insan olma) işareti, bilmemek ise “düşmanlaştırma/ötekileştirme” gerekçesi… Bu bencillik Yunan mirasını devralan Roma’ya da sirayet edecek… Ama “hegemonya” bağlamına irca edilerek… Roma’nın egemenlik sahası dışında kalanlar “düşman”dır. Grek-o-Romen bu perspektifin sonucudur… Nasıralı İsa(a.s), Roma müesses nizamının içine doğdu. Irkçı-materyalist-müstehcen Roma kültürünün iğdiş ettiği zihinlere ilahi vahiy aşısı yapmak için… Çok ağır bedeller ödedi İsa’nın yarenleri… Derken Aziz Pavlus çıktı sahneye… İsa Nebi (a.s)’nin beyan ettiği hakikati Roma kodlarına uyarladı… Grek-Roma pagan ittifakına Hıristiyanlık gömleği giydirdi. Böylece Hıristiyanlık paganlaştı, paganlık Hıristiyanlaştı… Bugünkü Batı bu tarihsel sürecin çocuğu… Yunan-Roma-Hırtistiyanlık “teslis”inin yani… Bu tesliste babayı Yunan, oğulu Roma, kutsal ruhu ise Hıristiyanlık temsil ediyor… Yunan gibi düşünmek, Roma gibi hükmetmek / yönetmek, Hıristiyan gibi inanmak… Nihai kertede gösterişli bir şirk kültürüne kapı aralamak… Yaklaşık sekiz asır boyunca Kıta Avrupa’sında varlık gösteren Endülüs İslam birikimine ne oldu peki? Fiziki varlığı acımasızca ortadan kaldırıldı. İlmi/entelektüel birikimi ise anti-Katolik mücadele için araçsallaştırıldı… Desacralize edildi yani… Kutsalsızlaştırıldı… Derkenar (97)Yemen ' in baldırı çıplak evlatları evanjelist-siyonist ittifakı ve işbirlikçilerini madara ederken/ burnunu sürterken, Türkiye Hariciyesi bu aziz direnişçileri kınayan açıklamalar yapıyor. Utanç nedir? sorusuna yanıt arayanlar için bu vesika/lar önemli... Yemen, Aksa Tufanı ' na verdiği desteğin bedelini ödüyor... Direniş, işbirlikçileri deşifre etti/etmeye devam ediyor... Gazze'deki soykırım süresince hamaset ve popülizm haricinde varlık göster/e/meyen ( hem siyasal hem de askerî "hiçlik" sergileyen ) Türkiye - Suud - Pakistan ortaklığı ( ki şimdilerde adına Mekke İttifakı deniyor) "beyaz adamın" mağlubiyetini içine sindiremiyor herhalde... Basiret/ feraset yoksunu Osmanlı bürokratlarının Alman emperyalizmi adına evlatlarımızı Süveyş ' te Kafkasya' da nasıl feda ettiğini hatırlamak, bugün kimin adına neden sorumluluk aldığımızı anlamak için zaruridir. Tarih, kendisinden ders çıkarmayı bilenler için iyi bir öğretmendir.
10/09/2026 Kamil Ergenç Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Derkenar (95)Kelimeleri yerinden etme, anlamlarını değiştirme, tahrif etme konusunda ustadır Yahudiler. Yüce Kur’an onların bu özelliklerine dikkat çekerek uyarır… Hakkı batılla karıştırmamak, ifsadı ıslah, sahte mutlakları hakikat zannetmemek için müteyakkız olmayı salık verir mü’minlere… Son Elçi (s.a.v), Yahudilerle birlikte yaşamak zorunda kaldığı Medine’de mü’minlerin onlara benzememeleri için azami gayret gösterdi. Ancak tahlikeyi sezmiş olacak ki şu uyarıyı yapmaktan da imtina etmedi (mealen) : “Yahudi ve Hıristiyanları adım adım izleyeceksiniz. Onlar bir keler(kertenkele) deliğine girse siz de gireceksiniz.” Haklı çıktı Nebi… Modern tarih, bütün kavram ve kurumlarıyla, judeo-hıristiyan itifakın (yani gazaba uğrayanların ve sapıtanların) ellerinde şekillendi. Demek ki tahrif edilmiş bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu gerçeklik barış dediğinde kastettiği savaştır… Merhamet dediğinde barbarlık, adalet dediğinde zulüm… Sömürgecilik, ilkel/vahşi toplulukları uygarlaştırma eylemidir bu gerçekliğe göre… Emperyalizm ise az gelişmiş ulusların ilerlemesine katkı… Soykırım, gereksiz insan yığınlarından kurtulmayı sağlayan “nüfus mühendisliği” dir… Kapitalizm bu gerçekliğin rahminde döllenmiştir… Son yıllarda “şirketokrasi” adıyla arz-ı endam ediyor… 20.yüzyılın başında imparatorlukları “gereğinden fazla büyük” oldukları için parçalanmaya zorladı… 21. Yüzyılda ise “ulus-devlet/ler/i” aşırı hantal buluyor. Etnik kimlik merkezli, her biri ulusüstü şirketlerin himayesinde “kırılgan otonomi” neyinize yetmez diyor ya da adem-i merkeziyetçi (görece özerk) yapılar… |











