Üye Girişi

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün156
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu hafta1662
mod_vvisit_counterBu ay13104
mod_vvisit_counterHepsi494530

Kimler Sitede

Şu anda 20 ziyaretçi çevrimiçi

Teizmin Epistemolojik Makullüğü

                                                   

Bilinen insanlık tarihi boyunca hakkında en fazla fikir yürütülen varlık hiç şüphesiz tanrı olmuştur.Esasında bunda şaşılacak bir durum da söz konusu değildir.Çünkü müşahede edilen alemle kurulan ilişki, doğal olarak öncelikle ‘’tanrılık’’fikrinin ve akabinde ‘’tanrı’’düşüncesinin doğmasına sebep olur.Bu bağlamda varlık ve varoluşla ilgili konuşmak aynı zamanda tanrıyı konuşmaktır diyebiliriz.İnsanın içine doğduğu evren ve kendisi  hakkında merak ettikleri,zorunlu olarak,‘’kurucu/var edici’’ bir iradenin varlığına yönelik inancın oluşmasına sebep olmuştur.Esasında tartışmaların temelinde de bu iradenin ‘’ne’’liği ve ‘’nasıl’’lığı meselesi vardır dersek herhalde yanlış yapmış olmayız.İnsan aklının temel çalışma biçimi olarak eser- müessir ilişkisi, varlık ve var eden arasındaki ilişkiyi ve/veya varlığın nasıl var olduğu düşüncesinden mütevellit üstün bir gücün gerekliliği tezi kendiliğinden ortaya çıkmıştır.Yine bilinen insanlık tarihinin bizi öğrettiği bir başka şey de,felsefe ve bilimin arızi oluşuna karşın  dinin asliliğidir.20.yüzyılın başına kadar sömürgeciliğin hizmetinde kullanılan antropolojinin verilerinden yararlandığımızda dinin, felsefe ve bilimden bihaber ilkel kabilelerden en gelişmiş toplumlara kadar oldukça işlevsel olduğu görülebilir.Semitik dinler genel olarak muhataplarına sahih bir tanrı,evren,insan tasavvuru kazandırmak isterler.Son ilahi kelam İslam noktayı nazarından bakıldığında, insanlık dünya ile tanıştığından beri hiçbir zaman ilahi rehberlikten mahrum bırakılmamıştır.(Bkz.2/38)

 

Sorunları Çatışmadan Çözmeliyiz

İnsanlar birbirlerine zarar verdiklerinde Dünya’daki insan nüfusu azalıyor.Böylece başta bizler olmak üzere herkes zarar görmektedir.İnsanları bu konuda uyarmalıyız.Ve uyardığımız diğer insanlarla birlikte kendimiz de bu davranışlardan uzak durmalıyız.Yanlış yapanları da uyarmalıyız.Dinimizin bu tür davranışlardan hoşlanmadığını da bilmeliyiz.Bu davranışlar yakınlarınızı hatta hiç yanınızdan ayrılmayan insanları bile sizden uzaklaştırır.Bazen kardeşiniz bile sizden nefret eder.İnsanların güvenini kazanmak için lütfen bu davranışlardan uzak durunuz ve çevrenize zarar vermeyiniz.Bu davranışlardan uzak durun ki insanlar da sizi örnek alıp çevrelerine katkılara olsun.Emin olun ki sizin bu davranışlarınızdan hiç hoşlanmayan kişiler de vardır.Örneğin:İki kişi var ve biri sarı rengi severken diğeri kırmızı rengi seviyor.Ve sarı rengi seven kişi sen de sarı rengi sevmelisin derken diğeri ise sen de kırmızı rengi sevmelisin diyor.Bir süre böyle devam ediyor.Ve bu süre içerisinde birbirleriyle çatışıp birbirlerine zarar veriyorlar ve bu da ciddi sorunlara neden oluyor.Örneğin bir kişi yere çöp atıyor.Ve bunu gören diğer kişi ise o kişiyi nazikçe uyaracağı yerde çok kaba bir davranış sergileyerek o kişi ile çatışıyor.Bu da huzursuzluk oluşturuyor.Bu aynı şekilde okulda da geçerli.Hiç fark ettiniz mi?Mesela iki öğrenci birbirleriyle anlaşmazlık yaşıyor.Sonra da kavga ediyorlar.

 

Klişelerin Tasallutundan Kurtulmak

Büyük değişimler büyük riskler alarak başlar. Niteliğin egemenliği için çaba göstermeyi şiar edinenler gerçek anlamda risk alabilir.Gerçeklerle yüzleşme bilinci dumura uğramış toplumların , içinde yaşadıkları zamana ve mekana tanıklık etmeleri mümkün değildir.Gerçek tanıklıklar, ancak gerçek sorumluluklar almak suretiyle gerçekleştirilebilir.Tarih/iy/le yüzleşemeyenler veya tarihi hamaset edebiyatı olarak okuyanlar gerçek sorumluluklar alamazlar.Put kırıcı fikirler inşa etmek için, evvela kalplerimizin ve zihinlerimizin kolonyal/oryantalist/modern prangalardan kurtulması gerekir.Kolonyal tarih anlatısının,resmi tarih anlatısının,muhafazakar tarih anlatısının tahakkümünden kurtulmayı başaranlar, put kırıcı bir tavır alışın mümessili olmaya adaydırlar.Geçmişi karizmatik kişiler ve efsanevi olaylar bağlamında tekrar edenlerin, yanıltıcı iyimserlik biriktirmekten başka yapabileceği bir şey yoktur.Gelenek ve moderniteyle müteşerri bir dil aracılığıyla hesaplaşmak, bugünü müdrik Müslümanlar üzerine vaciptir.

 

Melezleşmenin Konjonktürel Vecheleri

İlahi kaynaklı hakikat manifestoları tarih boyunca başkaları tarafından değil bizzat mensupları tarafından, kimi zaman konjonktürel gerekçelerle kimi zaman dünyevi menfaatler karşılığında kimi zamansa, özellikle pagan Roma’nın İsa(a.s)’nın mesajını resmi din olarak kabul etmesinden sonra yaşanan süreçte olduğu üzere, batıl üzerine tesis edilmiş müesses nizamın beka sorununu ortadan kaldırmak amacıyla müdahaleye maruz kalmışlardır.Aziz Pavlus’un Hıristiyanlığı Roma ve Grek kültürünün içinde yetişmiş insanlara beğendirmek için şeriattan arındırması din içi yozlaşmanın en somut örneklerinden biridir.Hıristiyanlığı manevi bir tatmin vasıtası haline getirerek içeriksizleştiren Pavlusçuluğun İslam geleneği içinde Müslüman kılıklı şahıs/lar tarafından devam ettirildiği gerçeği izahtan varestedir.Yani İslam’ın mensupları arasından da İsa’nın ardından gittiğini iddia edenlerin İsa’nın mesajına gadretmelerinde olduğu gibi bir takım sufli emellerin gerçekleştirilmesine müteveccih olarak dini sündürme ve sulandırma çabaları ya da aziz ve mübarek İslam’ı egemen batıl ideolojilerle mezcetmek veya uzlaştırmak amacıyla kadükleştirmek isteyenler olmuştur/olmaktadır.Ancak hem aziz Kur’an’ın bizzat Allah(c.c) tarafından korunan müstesna dili, hem de peygamberin(s.a.v) 23 yıl boyunca hayatın içinde inşa ettiği dinamik sünneti bu kadükleştirme çabalarını başarısızlığa mahkum etmiştir/edecektir.Hıristiyanlığın monist karakterinin önce Aziz Pavlus sonrasında ise Luther-Calvin ikilisi tarafından tağyir edilerek sanayi devrimini ortaya çıkaracak şekilde yorumlanmasına benzer bir müdahaleyi, Müslümanların da aziz İslam’a yapmasını bekleyen Yahudi-Hıristiyan ittifakından oluşan küresel sistem, içeriden devşirdiği kimi Müslüman Lutherler ve Calvinler aracılığıyla ‘’Dünyayı mü’minin zindanı kafirin cenneti’’ olarak görmesi gereken Müslüman’ı ‘’dünyayı müminin de cenneti’’ şeklinde yorumlamaya teşvik ederek ahiret gerçekliğini talileştirmeye ve böylece kapitalist/neo-liberal değerler sisteminin kavileşmesini sağlamaya çabalamaktadır.

 

Zorlukları Aşarken

Edebi metinler içerisinde önemli bir yere sahiptir hatıratlar.Özellikle dönem okumaları için oldukça işlevseldir.Doğrudan yaşanmışlıklar üzerinden gittiği için okunması da kolaydır.Tarih ilminin ağır atmosferinden ziyade, daha akıcı bir metin vardır karşınızda.Okurken bir yandan adı geçen döneme hicret eder, diğer yandan bugünü dünle karşılaştırma imkanı bulursunuz.

Sırasıyla Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı,MEB Din Eğitimi Genel Müdürlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı,1990’lı yıllarda DYP’den milletvekilliği,28 şubat sürecinde Milli Eğitim Komisyon Başkanlığı, Ak Parti Kurucular Kurulu Üyeliği ve iki dönem Ak Parti milletvekilliği görevlerinde bulunan Tayyar Altıkulaç Hoca’nın hatıraları, Cumhuriyet Dönemi din-devlet ilişkisinin serencamını öğrenmek isteyenler için önemli tanıklıklar içeriyor.

Altıkulaç Hoca, Cumhuriyet Dönemi’nin canlı bir tanığı adeta.Şimdilerde Eski Türkiye olarak tesmiye edilen dönemlerin içeriden bir gözlemcisi.İçeriden dememdeki sebep, Hoca’nın oldukça erken denebilecek yaşlarda devlet bürokrasisine adım atmış olması.Haliyle bürokrasinin nasıl işlediğini çok iyi biliyor ve bu işleyişi mümkün olduğu kadar objektif bir şekilde anlatmaya çalışmış.

 

El Fenerinin Kısa Macerası

 

Bir zamanlar eski zamanlardan kalma bir eski makine varmış. Bu makinenin adı el feneriymiş.El feneri yeni makinelerin üretildiği bir fabrikaya gelmiş.Oradaki yeni makineler hep el feneriyle dalga geçmişler.El feneri:Ne oldu? Niye bana gülüyorsunuz? Benim nerem komik? diye sormuş.Makineler de şöyle demişler:Senin bir yerin komik değil.Sadece eskisin.Burada ne işin var ki? El feneri şöyle demiş:Ben burada yeniletilebilirim,ama şu anda bunu istemiyorum.Ben sadece buraya arkadaş bulmaya geldim.Oradaki makineler kendi aralarında fısıldaşmışlar.En sonunda bir karara varmışlar.En iyisi sen gel bizimle arkadaş ol demişler.El feneri şöyle demiş:Ama siz az önce benimle dalga geçiyordunuz.Şimdi niye benimle arkadaş olmak istiyorsunuz ki?diye sormuş.Yeni makineler: sen o kısımları unut.Şimdi gel bizimle arkadaş ol, demişler.El feneri bu teklifi kabul etmiş. Ve gezmek için yola koyulmuşlar. Ardından bir mağaraya girmişler.Mağara çok karanlıkmış.El feneri ışığını yakmış.

 

Yanıltıcı İyimserlikler Biriktirmek

Düşünmeyi terk eden toplumların özgürlüğünden bahsetmek hayaldir.Sahih bilgiye aşık olması gerekenlerin-yani Müslümanların-, yanıltıcı/ayartıcı/iğdiş edici bilgiye müptela olması kadar bayağı bir durum düşünülemez.Yaşadığı zamana/çağa gerçek anlamda tanıklık etmesi gereken Müslümanların sanki bu çağda değil de yüzyıllar öncesinde yaşıyormuş gibi davranması, hem çağın efkarına nüfuz etmeyi imkansızlaştırıyor hem de yanıltıcı iyimserlikler biriktirmemize sebep oluyor.Günlük hayatın dağdağası içinde hayati olan soru ve sorunları konuşmak yerine, asla gündem olmaması gereken hususlar etrafında laf ebeliği yaparak zamanımızı tüketiyoruz.’’Şanlı tarih’’ ve ‘’yüce medeniyetimiz’’ klişeleri etrafında sürekli spekülasyon yaptığımız için; bugüne gelmeyi,bugünün gerçekleriyle yüzleşmeyi,bugüne dair çözümlemeler yapmayı,bugünün efkarını müdrik olmayı ve bugüne söz söylemeyi başaramıyoruz.Ülke olarak kendimizi kaptırdığımız bu romantizm,sadece zihinlerimizi felç etmekle kalmıyor.Aynı zamanda İslami bir geleceğin inşa edilmesi umudunu törpülüyor.

 

Cemaat Olgusu Üzerine(*)

 

.......

Gebermek istemezsen, yoksa izmihlal için niyyet,

‘’Şu vahdet tarumar olsun!’’ deyip saldırma İslam’a;

Uzaklaşsan da imandan,cema’atten uzaklaşma.

İşit,bir hükm-i kat’i var ki istinafa yok meydan:

‘’Cema’atten uzaklaşmak,uzaklaşmaktır Allah’tan.’’

Nedir iman kadar yükselterek bir alçak ilhadı,

Perişan eylemek zaten perişan olmuş ahadı?

Nasıl yekpare milletler var etrafında bir seyret?

Nasıl tevhid-i aheng eyliyorlar,ibret al,ibret!

                                                                                    (M.Akif ERSOY /Safahat,yedinci kitap,Alınlar Terlemeli)

 

15 temmuz gecesi ülke olarak maruz kaldığımız vahşetin icracıları arasında dini iddialı bir grubun bulunması, Türkiye’de zaten sorunlu olan, din-devlet ilişkisinin boyutlarıyla alakalı tartışmaların daha da kızışacağını gösteriyor.Nitekim meş’um saldırının ardından anaakım medyada meseleyi değerlendirenlerin ekserisi,Kemalist paradigmanın ve onda içkin laikliğin ulviliğinden dem vurmak suretiyle, süreci dinle/İslam’la hesaplaşmak için fırsata dönüştürme çabası içerisinde görünüyorlar. Bu ülke insanının talihsizliklerinden biri, belki de en önemlisi, öteden beri cephede kazanıp masada kaybetmesidir.20.yüzyılın ilk çeyreğinde verdiğimiz İstiklal Mücadelesi’nde tebarüz eden bu talihsizlik, ne yazık ki bugün de devam etmektedir.İstiklal Harbi, İslam’a dayanarak verilmiş bir mücadeleydi.Nitekim bu sayede Anadolu coğrafyası bir sığınak olarak elimizde kaldı.Ancak İstiklal Harbi sonrasında duruma vaziyet edenler, bağımsızlığımızı kazanmak için tek sığınak olarak gördüğümüz İslam’ın umdelerine taarruz ederek halkı düş kırıklığına uğrattılar.Pozitivizmin ulviliğine iman etmiş Osmanlı askeri ve siyasi bürokratlarından oluşan bu kadro, 18.yüzyılın başından beri devam eden modernizasyon sürecinde ultra-radikal adımlar atarak İslam’ı iktisadi,içtimai,hukuki ve siyasi hayatın dışına ittiler.Hıristiyanlık içi mücadelenin ürünü olan moderniteye Türkiye’yi entegre etmek için atılan bu radikal adımlar, yeni bir düşünme ve eyleme biçiminin oluşmasına sebep oldu.