blank

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün6
mod_vvisit_counterDün714
mod_vvisit_counterBu hafta720
mod_vvisit_counterBu ay15146
mod_vvisit_counterHepsi1074480

Editörden

Seminere Davet

 

Batı Sonrası Dünya'nın Kodları:Epistemolojik Bağımsızlık Arayışı

Geleceğin Felsefesi üst başlığıyla aylık periyotlarla yaptığımız derslerin bu ayki gündemi “Batı Sonrası Dünya’nın Kodları: Epistemolojik Bağımsızlık Arayışı” idi. Avrupa merkezci bilginin egemenliği altında şekillenen son dört asırlık zaman dilimini gözden geçirerek bugünü anlamaya ve şayet Batı uygarlığının çökmesi halinde nasıl bir dünyaya uyanacağımızla ilgili çözümleme yapmaya çalıştık. Bu bağlamda öne çıkan başlıkları ve bu başlıklara özgü içerikleri ilgilisinin dikkatlerine arz etmek isterim.

Batı kavramı bir yön ifade etmekten ziyade ideolojik içeriği de içkin olan bir olgu olarak çıkar karşımıza. Bu ideolojik içerik zaman içerisinde oluşmuştur elbette. M.Ö Heredot ve İskender tarafından Ege’nin doğusunu ifade etmek amacıyla kullanılan “doğu” kavramı “pers kültürüne” işaret eder esasında.Yunan havzasının kendi dışındaki toplumları barbar/vahşi/ilkel/primitif olarak niteleyen perspektifi zamanla “doğu”yu ideolojik içerikle yüklü bir mekan olarak kodlayacaktır.Aslen doğulu olan Hıristiyanlığın da bu süreçten olumsuz etkilendiği söylenebilir.Ta ki 1492 ‘ye kadar…Bu tarihten sonra Cezayirli tarihçi Jaques Attali’nin ifadesiyle Avrupa,kendisine Kudüs’ü hatırlatan her şeyden kurtulmuş ve Romalı kodlarına sadık kalarak Hıristiyanlığı Avrupa’ya özgü olarak yeniden yorumlamıştır.Kudüs’ün yerine Vatikan icat edilmiş ve Beytlahimli İsa(a.s) ve annesi Meryem(a.s) bir anda Avrupalılaşmıştır. Sonraları Latin emperyalizmine karşı mücadele ederek yerel ulus dillerini/kültürlerini öne çıkaran ve böylece Katolik ümmetçiliğini mağlup eden Avrupa Hıristiyanlığı, burjuva öncülüğünde yeni bir dünyaya adım atacaktır. Yaklaşık dört asırdır küre ölçeğinde etkili olan modern paradigma bu dünyanın ürünüdür.

 

Post-Kolonyal Dilin Bariyerlerini Yıkmak

 

Geleceğin Felsefesi üst başlığı altında yaptığımız dersler kapsamında bu ay “Post-Kolonyal Dilin Bariyerlerini Yıkmak” başlığını teşrih masasına yatırdık. Öne çıkan başlıkları ve bu başlıklara ilişkin kısa içerikleri konuya ilgi duyanların nazar-ı dikkatine arz etmek isterim:

Post-Kolonyalizm, Batı dışı toplumların yaklaşık iki asırdır maruz kaldıkları “epistemik şiddetin” bazı kozmetik değişikliklerle devam ettiği tezi üzerinden öne çıkan bir kavramsallaştırma. Edward Said, Gayatri Spivak,Ranajit Guha,Arif Dirlik,Frantz Fanon,Dipesh Chakrabarty gibi entelektüellerin öncülüğünde dünya akademik havzasının gündemine girmiş.Gramsci’nin “madun”(sesi duyulmayanlar,paradigma savaşını kaybedenler,ötekiler) kavramsallaştırmasından ilham alarak oluşan “post-kolonyal okul” özellikle Hindistan merkezli çalışmalar yapıyor.Doğrudan kolonyalizmin(sömürgeciliğin) cari olduğu dönemlerde Avrupa merkezci(Eurocentric) insan,evren,tanrı,zaman,mekan,devlet ve tarih tasavvurunun nasıl tahkim edildiğini inceliyor ve bağımsızlığını kazandığı söylenen ulusların bu tesirden kurtulup kurtulmadığını sorunsallaştırıyor.Ders süresince bizim de cevabını aradığımız soru şuydu; Doğrudan kolonyalizmin sona ermesi Batı dışı toplumların (Asya,Latin Amerika,Ortadoğu ve Afrika)maruz kaldıkları “epistemik şiddetin” sona erdiği anlamına gelir mi? Ve en önemlisi de, Türkiye bu sürecin neresinde yer alıyor? Çünkü Türkiye, doğrudan sömürgeleşmeye maruz kalmamasına rağmen, 19.yüzyılın başından itibaren gönüllü olarak kolonyalist bilgiye dayalı tasavvur biçimlerini, aydınları/entelektüelleri/bürokratları aracılığıyla ithal etti. Bu bağlamda Türkiye’nin de içinde bulunduğu Batı dışı toplumların halen kolonyalist dilin tesirlerine maruz kaldığını ve hatta özellikle aydınlar/entelektüeller nezdinde bu dilin kanıksandığını söylemek abartı olmaz. Şayet bu dille esaslı bir hesaplaşma yapılmazsa, gelecek adına umutlu olmanın oldukça romantik bir tavır olacağı söylenebilir.

 

Ulus Devletin Geleceği:Salata mı Olacağız? Aşure mi?

            

İslam Düşüncesi dersleri kapsamında, bu yıl aylık periyotlarla geleceğin felsefesine ilişkin çözümlemeler yapma arzusundayız. Bu çerçevede ilk dersimizin konusu hepimizi yakından ilgilendiren “Ulus-Devlet Paradigması ve Geleceği” hakkındaydı. İstisnasız hepimizin zihin dünyasını iğdiş eden ve şayet eleştirel bir dikkat ve deruni bir farkındalık bilinci geliştirmezsek iğdiş etmeye devam edecek olan bir bela/musibet olarak ulus devleti teşrih masasına yatırmanın önemli olduğunu düşünüyorum.Bu bağlamda dersimizde öne çıkan bazı başlıkları konuya ilgi duyanların nazar-dikkat/ler/ine arz etmek isterim.

 

İdeolojinin Mekanı(Doğu-Batı Kavramları Üzerine)

 

Oryantalizm

 

İslam Düşüncesi Dersleri

 

 

Türkiye'nin Modernleşme Süreci ve Yeni Türkiye Metaforu Dersleri

 

 
Daha Fazla İçerik...